Abdülhak Şinasi Hisar’ın “hikâye” dediği romanları, insanın iç dünyasının izini süren, ruhunun derinliklerinde seyreden üslubuyla 20. yüzyıl klasiklerimizdendir. Hisar, özgün diliyle karakterlerini ve hayatlarını inşa ederken onlara hem çok yakın hem çok mesafelidir. Romanlarını vakaların değil karakterlerin etrafında kurgulayan Hisar, zaman ve mekânı geçmişseverlikten ziyade hafızanın temel taşları olarak kullanır.
Abdülhak Şinasi Hisar, son romanı Ali Nizamî Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği’nde, varlıklı ve alafranga bir hayat sürerken servetini kaybettikten sonra Bektaşîliğe dönen Ali Nizamî Bey’in trajikomik hikâyesini kaleme alır. Ali Nizamî Bey’in “merakları” ve “tuhaflıkları” etrafında kurulan anlatı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun tabiriyle döneminin empresyonist edebiyatının ilk samimi örneklerinden biridir.
"Gerçi bu yaşadığımız zamanlar, bizim, tahtıravalli oynar gibi, bir hayli ilerlemiş bir alafrangalıktan bir hayli geri kalmış bir şarklılığa, lezzetle, bir gidip, bir geldiğimiz zamanlardı. Fakat, aynı bir adamın bu kadar az bir vakit içinde, o kadar gösterişli bir alafrangalıktan bu kadar koyu şarklılığa geçişine cidden hayretler içinde kalıyordum."
Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği, servet içindeyken sonsuz ihtirasları ve tuhaflıkları yüzünden rahata kavuşmayan Ali Nizami Beyin, her şeyini yitirdikten sonra Bektaşi şeyhliğine soyunup huzur buluşunu anlatan bir uzun hikaye. Hisar, yine insanın içine işleyen traji-komik bir hayatı anlatıyor.
"Usaresini bir hafıza ve muhayyele hazinesinden alan üslup ve Ali Nizami Beyin garip hayat macerası, okuyucuyu, Ali Nizami Beyi her akşam Büyükada'ya taşıyan vapurun peşinden çizilen köpük şeridi gibi sürükleyip götürmektedir." (Çelik Gülersoy)
Abdülhak Şinasi Hisar’ın “hikâye” dediği romanları, insanın iç dünyasının izini süren, ruhunun derinliklerinde seyreden üslubuyla 20. yüzyıl klasiklerimizdendir. Hisar, özgün diliyle karakterlerini ve hayatlarını inşa ederken onlara hem çok yakın hem çok mesafelidir. Romanlarını vakaların değil karakterlerin etrafında kurgulayan Hisar, zaman ve mekânı geçmişseverlikten ziyade hafızanın temel taşları olarak kullanır.
Abdülhak Şinasi Hisar, son romanı Ali Nizamî Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği’nde, varlıklı ve alafranga bir hayat sürerken servetini kaybettikten sonra Bektaşîliğe dönen Ali Nizamî Bey’in trajikomik hikâyesini kaleme alır. Ali Nizamî Bey’in “merakları” ve “tuhaflıkları” etrafında kurulan anlatı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun tabiriyle döneminin empresyonist edebiyatının ilk samimi örneklerinden biridir.
"Gerçi bu yaşadığımız zamanlar, bizim, tahtıravalli oynar gibi, bir hayli ilerlemiş bir alafrangalıktan bir hayli geri kalmış bir şarklılığa, lezzetle, bir gidip, bir geldiğimiz zamanlardı. Fakat, aynı bir adamın bu kadar az bir vakit içinde, o kadar gösterişli bir alafrangalıktan bu kadar koyu şarklılığa geçişine cidden hayretler içinde kalıyordum."
Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği, servet içindeyken sonsuz ihtirasları ve tuhaflıkları yüzünden rahata kavuşmayan Ali Nizami Beyin, her şeyini yitirdikten sonra Bektaşi şeyhliğine soyunup huzur buluşunu anlatan bir uzun hikaye. Hisar, yine insanın içine işleyen traji-komik bir hayatı anlatıyor.
"Usaresini bir hafıza ve muhayyele hazinesinden alan üslup ve Ali Nizami Beyin garip hayat macerası, okuyucuyu, Ali Nizami Beyi her akşam Büyükada'ya taşıyan vapurun peşinden çizilen köpük şeridi gibi sürükleyip götürmektedir." (Çelik Gülersoy)