Abdülhak Şinasi Hisar’ın 1930’larda yayımlamaya başladığı anıları, temel olarak çocukluk yıllarını içine alır. Hoca Ali Rıza’nın resimlerinin Proustvari etkisiyle zihninde canlanan, Sultan II. Abdülhamid’in saltanatına denk gelen bu dönemi Hisar, “Çocukluğumuzun tattığı dünya elbette bir cennetti,” ifadesinde cisimleşen bir bakışla hikâye eder. Yazar, bilincinde olduğu siyasi ve kültürel çelişkileriyle bütün bir dönemin içinden bir “cenneti” taşın içinden bir heykel yontarcasına biçimlendirir: Hem kendi çocukluğu hem İstanbul’un yaşayışı böylece maddi ve manevi varlığıyla; hatıra, roman, şiir arasındaki sınırları ihlal eden bir metne dönüşür. “Hatıraların ağacını kendi içinde büyütmesini o kadar iyi biliyor,” diye tanımlar onun bu özel yaklaşımını Ahmet Hamdi Tanpınar.
Geçmiş Zaman Köşkleri’nde Abdülhak Şinasi Hisar, çocukluğun efsunlu dünyasına saklanmış hatıraları, o zamanın köşklerinde süren hayatlarla kaleme alır.
"Yeni çıkan Geçmiş Zaman Köşleri adlı kitabı ile Abdülhak Şinasi Hisar, bir minyatür gibi işlediği eski İstanbul'a o devrin başlı başına bir alem olan köşklerini yalnız dış görünüşleriyle değil, içlerinde geçen hayatla beraber yerleştirilmiş oluyor." (Şevket Rado - Akşam, 31 Ağustos 1956)
Geçmiş Zaman Köşkleri, Boğaziçi Yalıları'yla birlikte okuduğunda, içine doğduğu dünyayı bir peri masalı, bir cennet köşesi gibi anlatan altın bir kalemin gücü görülüyor. Hisar, çocukluk zamanlarında yaşadığı hayret ve hayranlığı, Boğaziçi hayatını ve renkli insanlar barından o büyülü rüyayı büyük bir maharetle bugüne taşıyor. "Abdülhak Hamit'in Köşkü" adlı yazı, kitabın bu baskısında yer almakta.
Abdülhak Şinasi Hisar’ın 1930’larda yayımlamaya başladığı anıları, temel olarak çocukluk yıllarını içine alır. Hoca Ali Rıza’nın resimlerinin Proustvari etkisiyle zihninde canlanan, Sultan II. Abdülhamid’in saltanatına denk gelen bu dönemi Hisar, “Çocukluğumuzun tattığı dünya elbette bir cennetti,” ifadesinde cisimleşen bir bakışla hikâye eder. Yazar, bilincinde olduğu siyasi ve kültürel çelişkileriyle bütün bir dönemin içinden bir “cenneti” taşın içinden bir heykel yontarcasına biçimlendirir: Hem kendi çocukluğu hem İstanbul’un yaşayışı böylece maddi ve manevi varlığıyla; hatıra, roman, şiir arasındaki sınırları ihlal eden bir metne dönüşür. “Hatıraların ağacını kendi içinde büyütmesini o kadar iyi biliyor,” diye tanımlar onun bu özel yaklaşımını Ahmet Hamdi Tanpınar.
Geçmiş Zaman Köşkleri’nde Abdülhak Şinasi Hisar, çocukluğun efsunlu dünyasına saklanmış hatıraları, o zamanın köşklerinde süren hayatlarla kaleme alır.
"Yeni çıkan Geçmiş Zaman Köşleri adlı kitabı ile Abdülhak Şinasi Hisar, bir minyatür gibi işlediği eski İstanbul'a o devrin başlı başına bir alem olan köşklerini yalnız dış görünüşleriyle değil, içlerinde geçen hayatla beraber yerleştirilmiş oluyor." (Şevket Rado - Akşam, 31 Ağustos 1956)
Geçmiş Zaman Köşkleri, Boğaziçi Yalıları'yla birlikte okuduğunda, içine doğduğu dünyayı bir peri masalı, bir cennet köşesi gibi anlatan altın bir kalemin gücü görülüyor. Hisar, çocukluk zamanlarında yaşadığı hayret ve hayranlığı, Boğaziçi hayatını ve renkli insanlar barından o büyülü rüyayı büyük bir maharetle bugüne taşıyor. "Abdülhak Hamit'in Köşkü" adlı yazı, kitabın bu baskısında yer almakta.